Gelecek Turizmde Blog

12/27/2016

Antalya’nın bağrından geçen serin sular: Köprülü Kanyon Milli Parkı

ÖNDER KOCA

 

Antalya denilince akla şüphesiz deniz, kum ve güneşle iç içe bir tatil gelir akla. Oysa Antalya’da keşfedilmeyi bekleyen doğa harikası pek çok milli park var. Bunlardan en önemlisi, dev kanyonların sırtlarında kurulmuş, bağrından turkuaz renkli serin suların geçtiği, milattan önceki yıllara dayanan tarihi, kültürü ve efsaneleriyle ünlü Köprülü Kanyon Milli Parkı’dır.

Köprülü Kanyon oluşumu hakkında detaylı bilgi vermek gerekirse Köprü Çay’ı iki vadiyi ortadan bölerek 14 Km uzunluğunda 100 metreyi aşan yükseklikte devasa bir kanyon meydana getirmiştir.  Vadinin etrafı kızılçam ve makilik alanlarla çevrili olup saf Akdeniz serisi ormanı görünümüyle benzersiz bir botanik manzarası sunmaktadır. Köprü Çay’ı ise turkuaz renkli suları, leziz alabalıkları ile ünlü aynı zamanda ülkemizin en popüler rafting alanlarından biridir.

Köprülü Kanyon Milli Parkı’nı keşfetmek ve bu doğa harikası yaşamın bir parçası olmak için en az iki gün ayırmanız gerekiyor.

 

Rafting

Benim gibi bir an önce turkuaz sulara kendimi atayım diyorsanız öncelikle işin en eğlenceli kısmı olan rafting yaparak başlayın keşfe…

Rafting için internetten rezervasyon yaptırmanız mümkün, böylece bulunduğunuz yerden -Antalya merkez ve çevre ilçelerden- ücretsiz olarak başlangıç noktasına kadar ulaşımınız sağlanmış olur.

Rafting turu, tarihi Oluk Köprü’nün altında botlara yerleştikten sonra, rehber eşliğinde kısa bir eğitimle başlıyor. Genelde turun başında ısınmak için küreklerle eğlenceli bir su savaşı yapılıyor. Yolda devrilseniz bile sorun yok sizi koruyan can yelekleri ve kasklar sayesinde yüzme bilmeseniz bile güvendesiniz. Tur boyunca yüzmek için birkaç yerde duruluyor. Bu sırada, ağaçlardan, çaya atlanıp çıkılıyor; çünkü su o kadar soğuk ki yüzmek mümkün değil. Beşkonak- Karabük köyü yol ayrımındaki beton köprüde 12 km süren heyecan ve adrenalin dolu yolculuk bitiyor. Bundan sonraki rota daha tehlikeli ve amatörler için uygun olmadığından kullanılmıyor. Rafting turu yaklaşık 2-3 saatinizi alıyor. Güzel fotoğraflar çekmeniz için yanınıza mutlaka su geçirmez telefon kılıfları ve makinelerinizi suya düşürmemek için boyun veya el askıları almanız gerekiyor.

 

  

 

Oluk Köprü

Köprülü Kanyon Milli Parkı’nı süsleyen iki tarihi köprü var. Bunlardan ilki Oluk Köprü, Köprü Çayı gölgeleyen iki vadi arasına kurulmuş bu tarihi taş köprü M.S. 2. yy civarında yapılmış manzara olarak kanyonun tam ortasında geçişi sağlayan yerde, köprünün üzerine çıktığınızda kanyonun iki tarafı da muazzam bir görüntü sunuyor. Günümüz de köprünün görüntüsü vadiye hiç yakışmayacak şekilde kaderine bırakılmış, 1996 yılında Karayolları 13. Bölge Müdürlüğü tarafından aslına uygun olmayan bir şekilde restore edilerek tarihi duruşu bozulmuş. Köprü ve kanyonun fotoğraflarını çekmek için biz sabah erken saatleri tercih ettik çünkü güneş yükseldiğinde vadilerin bir bölümü gölgede kalıyor. Buna dikkat etmek gerekiyor.

 

 

Büğrüm Köprü

Köprünün diğer tarafında yer alan Büğrüm Köprü ise tek kemerli eski yapısını koruyor, günümüze kadar hiç restore edilmemiş olsa da arkasında bulunan küçük kanyon ve alt tarafında oluşan doğal havuzları ile turistlerin uğrak yeri haline gelmiş, sıcak yaz günlerinde buradaki soğuk sularda yüzmek kanyondan turkuaz renkli sulara atlayıp serinlemek çok eğlenceli ve serinletici oluyor. Dilerseniz bu bölgede gözleme ve yöreye özgü Kırmızı Benekli Alabalıkların da tadına bakabilirsiniz. Gece köprünün üzerinde çıkan Samanyolu da bölgeye efsanevi bir görüntü sunuyor. Biz gece buradan bol bol fotoğraf çektik. Yürümeyi sevenler için Roma döneminden kalma köprüden Selge Antik Şehrine giden eski bir yürüyüş yolu mevcut. 

 

 

Selge Antik Şehri

Köprülü Kanyon Milli Parkı’nın en önemli yeri şüphesiz Selge Antik Şehri’dir. Selge’nin tarihi M.Ö. 2000’li yıllara kadar uzanmaktadır. Kent, “Dor” göçleri sırasında kurulmuş M.S. 7. yy başlarında şehre Lakedaimon’lar bildiğimiz ismi ile “Spartalılar” yerleşmiştir. Selge, zeytin, yağ, şarap, tıbbi ve kutsal bitkiler üretimi ile bilinen büyük bir şehir haline gelmiştir. Antalya (Pisidia) bölgesinde ilk para basılan yer olarak bilinmektedir.  Günümüze kadar ulaşan kalıntılar, Roma döneminden kalmadır.  Surlarla çevrili olan şehir, tiyatro, Zeus Tapınağı ve Odeon ile Nympheum’un bulunduğu üç tepe üzerinde kurulmuştur. Köprülü Kanyondan geçen yol üzerinde bulunan bu antik kent doğal güzellik bakımından çok zengin bir görselliğe sahiptir. Kentin en yüksek tepesi olan batı noktasında Artemis’e ait olduğu düşünülen tapınak kalıntıları hala görülebilir durumdadır.  Tepenin arkasında ise bir sarnıç bulunmaktadır. Selge’nin en önemli tarihi kalıntısı ise şehrin yamacına kurulmuş devasa tiyatrodur. Yaklaşık on bin seyirci kapasiteli tiyatro resmen tarihi meydan okurcasına dimdik ayakta durmaktadır.    

Tiyatroya gittiğinizde mutlaka gözlerinizi yumarak; Roma döneminin en güçlü ve zengin kentlerinden eski Selge’yi hayal edin. 10 bin kişilik tiyatronun ortasında büyük gösteriler olurken, Pers, Helen, Roma ve Bizans istilalarını atlatmış Selge’nin yıldızlarla iç içe geçmiş tarihinin büyüsüne rahatlıkla tanıklık edebilirsiniz. Rahatlıkla söyleyebilirim ki bizim en çok etkilendiğimiz yer bu büyük tiyatro oldu.

Neden hiçbir arkeolojik çalışma yapılmadığını sorduğumuzda; bu bölgenin Altınkaya Köyü ile iç içe geçmiş durumda olduğundan herhangi bir kazı ve restorasyon çalışmaları yapılamadığını bir çok anlaşmazlığa bu tarihin feda edildiğini öğrendik.    

Altınkaya Köyüne vardığınızda burada yaşayanlar genellikle Zerk Köyü diyorlar. Yanınıza yöreyi gezdirmek ve tanıtmak için köyden insanlar gelirse hiç tereddüt etmeden kabul edebilirsiniz, zamanla gelip giden tur rehberlerinden oldukça yeterli bilgi edinmişler. Gezinin sonunda teklif ederlerse genelde örgü çorap, el işi eşyalar ya da çitlembik ağacından yapılma tahta kaşık satın alabilirsiniz. Ayrıca köyün içerisindeki eski taş evleri gezebilir, yakınlarda bulunan ekolojik pansiyonda konaklayabilirsiniz. 

 

Aziz Paul Yolu

Yürüyüş yapmayı sevenler içinse Selge Antik Kenti gezisi sonrası St. Paul Yolu rotası içinde yer alan Adam Kayalar ve Delisarnıç bölümlerini içeren kısa bir yürüyüş yapabilir ya da St. Paul’ün Anadolu’daki ilk misyonerlik macerası sırasında yürüdüğü, 500 km uzunluğunda yolun milli parkın içinde kalan 45 km’lik kısmını plana alabilirler. Milli park içerisindeki rota, Roma Yolları, patikalar ve orman yollarından geçiyor, yolun bazı bölümleri dağ bisikleti kullanmaya da uygun.

Köprülü Kanyon Milli Parkına yolunuz düşerse muhakkak bir kaç gününüzü ayırın. Başta rafting olmak üzere, tarihle iç içe doğa yürüyüşleri yapmak, dağlarda kamp kurup nefes almak yada şehir hayatından kaçıp, geleneksel yaşam tarzı ile köy hayatı yaşamak isterseniz Köprülü Kanyon tüm doğal ve tarihi güzellikleri ile sizi bekliyor olacak.

 

Ulaşım

Antalya Manavgat yolu üzerinde Serik ilçesini geçtikten 5 km sonra “Köprülü Kanyon Milli Parkı” “Beşkonak” tabelasını görünce sola (kuzey) dönerek 37 km sonra Oluk Köprü mevkiine ulaşılır. Yol her türlü araç için gayet uygundur.