Gelecek Turizmde Blog

12/9/2016

İstanbul surları

NİLAY ÖRNEK

İstanbul'u surlar üzerinden

anlatan bir tur güzel olmaz mıydı?

 

Kaçı hâlâ aktif olarak devam ediyor bilmiyorum ama İstanbul surlarının bazı bölümlerinde turlar yapılmış. Ama baştan sona eski İstanbul'u surlar üzerinden tanımak nasıl olurdu? Tarihiyle, yaşanmışlıklarıyla, bitki örtüsü ve edebiyatıyla...

 

 

Ben küçükken, İstanbul bu kadar araba, beton, bina, karışıklık, dev bina, yol, insan, inşaat dolu değilken, surlar benim için baya 'büyüktü'.

Küçüktüm, 'semt' kavramım yoktu ve bu durum, benim için her yerin belli imgeleri olmasını gerektiriyordu.

"Hep dondurma yediğimiz yer var ya kızım" - Yeşilköy

"Hani seni doktora götürmüştük" - Nişantaşı

Ve bir de babamın Beyoğlu'na, 40 yıl hiç değişmeyen berberine gittiğinin göstergeleri vardı; tabii ki saçı ve getirmeyi asla ihmal etmediği, o bol fındıklı Beyoğlu çikolatası.

Babama bir takılışımda, Bakırköy'den Beyoğlu'na giden yolda o surları gördüğümü hatırlıyorum.

Büyüktü, ilginçti, devdi, imparatorluktu, güçtü. Ve bir süre sonra benim için surlar "Baba Topkapı'dayız bak"tı.

Oysa 'Theodosius surları' olarak da bilinen yapı, Theodosius döneminde Sarayburnu'ndan Haliç kıyısı boyunca Ayvansaray'a ve Marmara kıyısı boyunca Yedikule'ye, Yedikule'den Topkapı'ya, Topkapı'dan Ayvansaray'a uzanıyordu.

Bu surlar, yüzlerce yıl boyunca edebiyatçısından kıyısında yaşayanına, savaşçılardan tarihçilere hep çok büyük anlamlara sahip oldu.

Böyle deyince klişe bir şey söylemiş oluyorum, ama şu sözlere bakın...

 

 

SUR KIYISINDA YÜRÜMEDEN OLMAZ!

"Güzel bir ilkbahar günü insan eski Bizans şehir surlarının dibindeki dar yol boyunca yürümeli. O zaman bahar, eski taşların üstündeki yeşil sancağını dalgalandırır ve ara sıra evlerin arasından Haliç'in mavi dalgaları görülür."

(Schrader, İstanbul: Yüzyıl Öncesine Bir Bakış)

 

"Bütün mezarlar, türbeler, çeşmeler; parmaklıkları, kitabeleri, mezar taşlarının yontuluşu ile sanatı, cins malzemeyi bir mevsim gibi cömertçe ortaya atarlar. Küçük Mustafa Paşa, Haseki Cerrahpaşa tarafları, Topkapı, Silivrikapı; bütün sur boyunca Haliç'i Marmaraya bağlayan bu cins eserlerle doludur."

(Ahmet Hamdi Tanpınar, Beşşehir, 1989)

 

"Oğlum, bize göndermiş olduğu mektupların çoğunda eski surların güzelliğinden bahsetmişti. Bundan dolayı o yerleri görmemiş olan Sadık Bey ile birlikte o taraflara bir gezinti yapmaya karar verdik."

(Müller, İstanbul'dan Mektuplar, 1978)

 

 

'HARABEDE PARILDAYAN İHTİŞAM'

'Bugünden bakınca' inanılmaz' değil mi?

Oysa bir zamanlar, Bizans döneminde mesela, kara surları uçsuz bucaksız yeşilliklerin, mezarlıkların, bostanların, ağaçlık alanların arasında uzanırmış.

20 metre yüksekliğinde, 60 metre genişliğindeki bu ihtişamlı yapılardan, konuma göre Haliç ya da Marmara Denizi'nin eşlik ettiği kır ve kent manzarası görülebiliyormuş.

Osmanlı döneminde ise bu kültürel peyzaj, camiler, kiliseler, sinagoglar, külliye ve mahallelerle zenginleşmiş. Bu nedenle de 17'nci yüzyılda mesela, sur boyu o dönem seyyahlarının 'mutlaka görülmesi gereken yerler' listelerinin başındaymış. "İstanbul’un kadim surları harabede parıldayan ihtişamın ta kendisi" gibi ifadeler gırla imiş!

Çok, çok zaman önce...

 

 

ÇETİN ALTAN'IN GÖZÜYLE...

Çetin Altan, Ara Güler ile birlikte, Akşam Gazetesi için yaptıkları, daha sonra da 'Al İşte İstanbul' adında bir kitap haline getirilen yazı dizisinde şöyle der:

“İstanbul’un pislik, mezbelelik, bakımsızlık ve fakirlik ölçeğini görmek mi istiyorsunuz; önüyle arkasıyla surları dolaşınız.”

 

OYSA BAŞKA OLABİLİRDİ

Oysa bu surlar UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde.

Oysa İstanbul’u 19,5 kilometrelik bir hat boyunca çepeçevre saran bu surların planlanması 4 yıl, yapılışı ise 5 yıl sürdü; yapımında, geceli gündüzlü 8 bin işçi çalıştı.

Resmi açılış tarihi olan 25 Ağustos 413’den, resmi kapanış tarihi olan 29 Mayıs 1453’e kadar Avarlar’dan Araplar’a, Hunlar’dan Peçenekler’e, Bulgarlar’dan Macarlar’a, Haçlılar’dan Osmanlılar’a kadar 29 güç tarafından kuşatıldı ve sadece ikisinde aşılabildi.

Oysa bu surların durumu şimdikinden çok daha farklı olabilirdi.

Çetin Altan'ın o tanımlamayı yaptığı 1969'dan da iyi durumda değil şimdi; unutulmuşluk, yanlış restorasyonlar, araya PVC camlar, bakımsızlık.

 

 

SURLARIN İZİNDE BİR İSTANBUL TURU

"Bir zamanlar nasıldı?" görmek isterseniz, İstanbul'da, İstiklal Caddesi üzerindeki ANAMED binasında 2 Ocak'a kadar devam edecek olan 'Çeperde; İstanbul Kara Suları' adlı sergiyi görmenizi dilerim.

Ama en büyük dileğim, o surların önemli bir turizm malzemesi olduğunun da görülmesi. İstanbul surlarının izinde, edebiyatıyla gurme duraklarıyla bir eski İstanbul turu fena mı olurdu?