Gelecek Turizmde Blog

12/29/2016

Tanıdık bir “yüz”, “ses” ve “tat”: Atina

TAN MORGÜL

 

Atina her türlü güzel bir şehir; coğrafi nedenlerle değil elbet, taşıdığı ruh vesilesiyle. İstanbul’da sahip olduğumuz lezzetin, kıymetin ve en önemlisi muhabbetin hasretiyle, gidip duruşumuz bu yüzden. O kadar çok şey benziyor ki, insan şaşırıp duruyor sokaklarda gezerken: “Aaa, şu Naciye hala değil mi? Eh be, eski üst kat komşu Nihat amcanın burada ne işi var? Ayten teyzeme bak, pes valla, hiç haber vermedi geleceğinden”. Misal ben annemin aynısından gördüm J O kadar “korkutucu” yani. Lakin konuşmalar başlıyor, isimler değişiyor, Despina, Niko, Sula oluyor ve kafa iyice karışıyor. Uzatmayalım; Atina veya Selanik veya Kavala veya, veya…, Yunanistan’da herhangi bir nokta, çok yakın ve bildik bir muhabbetin fiziksel kaydı gibi orada duruyor. Fonda ise zaten bildik melodiler, tanıdık şarkılar. Masadan hiç bahsetmiyorum, veya edeyim; ama az sonra.

 

Her daim olduğu gibi, genel Atina bilgilendirmelerini es geçiyoruz. Zira, etrafta sebil miktarda bilgi mevcut, oralardan ziyadesiyle faydalanılabilir. Bizimkisi biraz da, sokaklarda kaybolup, yorulduktan sonra çökeceğiniz iki üç mekan tavsiye edebilmek; daha doğrusu önceden keşfedip de bizatihi denediklerimizden birkaçını söylemek. Hani yolunuza düşerse, illa ki uğrayın diye.

 

Birkaç mahalle var ki, biraz fazla zaman geçirmeden olmaz. Dışarıdaki hayatın, enerjisini küçücük ara sokaklara kadar sığdırdığı mekanlar bunlar. Favori üçlümüz, sırasıyla; Exerchia, Omonia ve Monastraki. Hani, eski İstanbulluları merak ediyorsanız (ve biraz da deniz kokusu alalım diyorsanız) Faliro’ya da uğrayın, veya Nea Smyrni’ye, sonra trene atlayıp Pire’ye gidip başka türlü liman havasına da nail olun. Nihayetinde zamanınız var diye tahayyül ediyoruz, ama en önemlisi koştur koştur yapmayacağınızı düşünüyoruz tüm bu ziyaretleri. Akdeniz şehrindesiniz, hızınızı belli derecenin altına düşürmek zorundasınız. Tecrübeyle sabit; çok da iyi geliyor. 

 

 

Öncelikli favorimizle başlayalım: Sayısız küçük dükkan, antikacı, galeri, ouzeri, restoran, taverna ve cafesiyle Exerchia mahallesi... Omonia içinde kurtarılmış ada da diyebiliriz buraya. Sadece eğlence kafasıyla değil, muhalif bir hissiyatla giderseniz de yeterince tatmin olacağınız bir muhit burası bir yandan da. Atina’nın en “isyankar durağı” diyebiliriz rahatlıkla. Galeri dedik; sadece kapalı mekanları düşünmeyin, tüm sokaklar açık müze, duvarlar ise her türden tuvale dönüşmüş. Sokak sanatı, ruhu ve muhabbetine meraklı olanlar için adeta bir vaha. Zaman ayırın, kaybolun, hiç üşenmeyin. Yorulursanız, bir ouzeria’da kahve için. Önerimiz Dut Ağacı kahvesi; yıllar önce gidip, toprağı bol olsun, Niko amcayla tesadüf etmiş, hayatımızın Büyükada muhabbetlerini dinlemiştik. Hangi köşede sizi nasıl bir Türkçe sürpriz ve hikayenin beklediğini tahmin edemeyeceğiniz bir şehir burası.

 

  

 

Muhtemelen artık acıktınız; çok mekan var, önceki tavsiyeleri de illa ki değerlendirin. Ama şu yazacaklarımı da not etmeden geçmeyin. En son denk gelmiştik, hem atmosferi hem bildik deniz ürünleri mutfağı, ama asıl önemlisi pazar günü münasebetiyle midir bilinmez hemen yan masada vuku bulunan rembetiko “ayini”. Tamamı müdavimlerden oluşan, tam teşekkülü ‘buzuki taksimi’, yanında piyano ve gitarla. Vokallerde ise diğer müdavimler. Her daim olduğunu zannetmem, ama rast gelirseniz de en iyi meze bu olacaktır şu makam masa keyifinize. Deniz ürünleri demişken; Atina’da bu işin erbabı daha çok Midilliler; haliyle kalamar, ahtapot (ızgara olarak lütfen), uskumru marine, tuzda sardalyayı not edin, yanına artık bildik mezelerden hangisini isterseniz seçin. Bu arada mekanın ismini de verelim, artık: Ouzeri Lesvos; yani doğru duraktasınız. Uzun süre kalın, yavaş yavaş yiyin ve atmosferi iyice içinize çekin.

 

 

 

Birbirleri ile yarıştıracak değiliz elbet. Ama hani bir tık daha üstte, ve iç mimari olarak daha fiyakalı bir mekanda, ana caddeye Panepistimiou’ya yakın Atinaiki, namı diğer Atinalı, tabelasında yazdığı üzere aslen uzo ve meze evi. 1932’den beri hizmet veren

Atinaki’nin menüsü çok tanıdık. Lakerda, çiroz salatası, cacık, tarator, (hadi ek olsun bir de skordalia (patates taratoru). Balık isimleri daha “fena” tanıdık, hiç zorluk çekmeyeceksiniz yani. Akşam yemeği için not ediniz ama hemen karşısında bulunan

Stoa adlı ouzeria’yı da bir sonraki sefer, öğle yemeği için de listeye koyunuz. Pek leziz bir deniz ürünleri mekanı, fiyatları da pek makul. Hemen kişisel bir menü notu:   tava aterina, gavros (hamsi), ızgara ahtapot, kızarmış kalamar halkalarından oluşan kalamarákia, marides (istrongiloz), sardalya, sahanda domates sosunda karides ve feta peyniriyle yapılan garides saganáki, ızgara karidesler garides psités  ve tabii marine sardalya...

 

 

Atina’dayız, haliyle kendimizi balıktan alamıyoruz. “Yeter ama, solungaç çıkardık!” diyenler için, yine Omonia’da Kanigos meydanına gidip, bir hanın içine giriyoruz: Buyrun size I Kriti, yani Girit. İsmi neyse menü de öyle, tam bir Girit mutfağı; pita sfakiani (bir çeşit peynirli turta, ama peynir özel, mizithra), sarmısak soslu küçük salyangozlar, özel Girit sosisi, stamnagathi (Girit otlarını temsilen).. Neyse, baya geniş bir meze seti, mütevazi ama son derece leziz bir Girit mekanı. Duvardaki resim ve objeler de size zaten nerede olduğunuzu hatırlatıyor.

 

Omonia terk edilmeyecek kadar kıymetli bir muhit. Yine bir Girit alternatifiyle çıkıp geliyoruz. Meşhur Giritli yazar Kazancakis’in romanından mı ismini almış bilmiyorum ama Kapetan Mihalis, hem menüsü hem de atmosferi ile pek bir leziz ve huzurlu bir Giritli mekan. Resimlerde de var zaten; ne demek istediğimizi bakınca anlarsınız. Köfte ve peynir kızartması ile nohut yemeğini şöyle bir kenara koyalım, ama sanki evdeki mutfağı taşıdıkları için midir nedir bilinmez, diğer lezzetleri de iyice bir süzüp, siparişinizi öyle verin.    

 

  

 

Sadece balık değil, pazar meraklıları için de Atina Balık Pazarı kaçırılmayacak bir mekan. Hemen yanında da et pazarı mevcut. Çok eski, sahici ve tanıdık bir alışveriş halinin her gün yeniden üretilen temsili. İlla ki görün, balıkçıların Yunanca olarak bağırdıkları balık isimlerini duyup, nasıl olup da çoğunu anladığınıza biraz şaşırın. Yetmez, hemen pazar arkası sokakların birinde yer alan Miran adlı pastırmacıya bir uğrayın. Tanışıklığı devam ettirin yani. Sonra öğle yemeği için, pek fiyakalı ve artistik önerimizi özellikle not edin: Diporto. Balık Pazarının ana kapısının karşısındaki antikacıların olduğu meydana meyledip, biraz ıvır zıvıra göz attıktan sonra, sağdaki eski bir binanın merdivenlerinden aşağı inip, gizli hazinemiz olan Diporto’yu görün. Adeta Reşad Ekrem Koçu'nun "fıçılı meyhaneleri"nin modern zamanlardaki temsili. Namı diğer "kutuki". Atina’da bile sayıları son derece az olan bu mekanların fiyatları da kendi gibi, kutu gibi yani. Öğleyin 3-4 gibi kapanıyor. Aman ha, not edin, hatta defterinizin en kıymetli yerine iliştirin, sonra arkadaşlarınıza anlatırsınız.

 

 

Kallithea Semti de nevi şahsına münhasır bir mahalle. Küçük pastaneleri, souvlaki’cileri, ouzeri ile tamamen lokal ahaliye hizmet veren bir muhit yani. Şehir merkezinde daralırsanız biraz yerel lezzet almak için birebir. Biz orada kaldık, fena da keyif aldık. Bir pazar notu da alalım araya: Hazır gelmişken Nea Smyrni’ye giden caddede, küçük bir pazar var, bayaa bi Beyoğlu balık pazarı, eksiği yok fazlası var: Balık, et, turşu, salamura balık, pastırma, sucuk ve envai çeşit şarküteri. Füme uskumru mesela, hem de vakumlanmış, koca bir balığı alıp geldik memlekete. Ha

Madem Kalitea’dayız, şu güzel balık restoranını da listeye ekleyin: Psarodaverna O Nikos;  yani Niko’nun Balık Tavernası. Pireli olan işletmecilerin kendi tekneleri de varmış, taze balık yeme ihtimalimiz hayli yüksek yani. Yapıyorlarsa, ahtapot stuffatto’yu özellikle isteyin. Kelime İtalyanca’dan geliyor, ‘ağır ağır pişirmek’ gibi, bir nevi slow food’a selam gönderen bir pişirme tekniği ve lezzeti. Pek kıymetli yerli balıkların yanında zengin miktarda ahtapot, sübye, kalamar ve ıstakoz, vs. de günlük ve taze.

 

Atina muhabbeti bitmez, hani Yunan adalarına sıkışıp kalmanın alemi yok diye yazalım dedik. Şimdiden afiyet olsun.