Gelecek Turizmde Blog

9/23/2016

Temiz Turizm ve Dikencik Evleri

NİLAY ÖRNEK

 

Derin düşünenler artık “organik tarımdan” çok, “temiz tarım” terimini kullanmayı tercih ediyor. “Temiz turizm” kavramının da konuşulması gerekiyor. “Misafir” kelimesinin hakkını veren, yerele değer veren, uzun vadeli düşünen insanlar da var.

Muğla çok güzel ve bu güzelliğiyle Türkiye’nin biricik turizm merkezlerinden biri olmayı hak ediyor.

Kendi çapında küçük ama doğru yapılan, örnek olacak işler.

Zamanında “büyük şehirde” vaktini geçirmiş bazı insanların, küçük görünen, değerli doğal yerlere gittiklerinde gösterdikleri özen de “temiz turizmin” parçası olabiliyor.

 

YEŞİL ÜZÜMLÜ DİYE BİR YER

 

Fethiye’ye gidildiğinde görülmesi gereken köylerden biri Yeşil Üzümlü; Fethiye merkezden 18 kilometre uzaklıkta, deniz seviyesinden 600-700 metre yüksekte.

Köy gibi köy Yeşil Üzümlü.

Burası, Fransa’dan Japonya’ya gönderilen yabani mantarların, doğa gözlemcilerini etkileyen orkidelerin merkezi.

Baharda kuzugöbeği mantarı şenliklerinin yapıldığı bir köy düşünün. Doğası çok etkileyici. Orada yaşayanlara göre yazın değil, asıl baharda ve hatta kışın güzel.

Burası zamanla pek çok İngiliz’in yaşadığı bir köy haline gelmiş.

Bölgeye ağırlıklı olarak da İngiliz turist gidiyor.

Tabii böyle olunca İngilizlere hizmet veren pub’lar, yemek mekanları ağırlık kazanmış. Orada yaşayan Ayşe Genç, “İlk önce bu makul gibi görünüyor ama doğal azalıyor. Oysa buraya gelen pek çok turist ülkesindekini değil buranın yerelini görmek, yemek istiyor. Artık, gelenleri sadece bir pideciye gönderebilir olduk.” diyor.

Ama o pideci de gerçekten iyiymiş!

Bu arada hâlâ, bölgeye özgü “Dastar” adlı kumaşı da üretiyormuş kadınlar.

 

BAHÇEDEN SOFRAYA

 

Arkadaşımız Emre Karabacak (Onların da çok özel bir otelleri olmasına ve orada kalmamıza rağmen, 28 yıllık Yonca Lodge’dan bahsediyorum.) bizi Dikencik Evleri’ne, Üzümlü’ye gönderdi.

Burası sekiz evi olan, ağırlıklı olarak yabancıların tercih ettiği eşsiz sakinlikte ve doğa içinde bir yer. İstanbul’dan oraya yerleşmiş olan Ayşe ve Cengiz Genç çifti işletiyor Dikencik Evleri’ni. 

 

  

 

Orada kalmayanlara yemek servisi doğal olarak yok. Ama arkadaşın arkadaşıyız ya, sabah aramışlar, Ayşe Hanım da bahçeden ne bulursa yapmış.

 

“ZERO MILE” MESELESİ

 

İşte hikâye burada başlıyor.

Çünkü Ayşe Hanım’ın “çevreden bulduğu”, bahçesinden topladığı her şey o kadar değerli, kıymetli ve öyle güzel ki. O bunları değerlendirmeyi çok, çok iyi biliyor.

Tüm dünyada Michelin yıldızlı restoranlar bile doğalı da geçtiler, en yakın doğala yöneldiler, “zero mile” kavramı başladı. Yani otomobile bile binmeden elde edebildiğin şeyleri pişirmeye dayanan bir akım.

 

NE SOFRAYDI AMA!

Neler mi vardı Ayşe Hanım’ın sofrasında?

Sekiz çeşit domates, çok farklı otlar, balıyla ve şifalı bitkileriyle ünlü yakındaki bir komün köyünden alınmış Tomatillolar (altın çileğin büyüğü gibi ama tadı çok farklı), neredeyse çiğ ya da bir sıcak suya batırılıp çıkarılmış sebzeler, üzerlerine bir güzel zeytinyağı.

Zeytinyağlı semizotu, sarı ot kavurması, zeytinyağı ve kekik ile sunulan kurutulmuş Cherry domates, zeytinyağlı bebek kabak, gerçek nar ekşili soğan, pancar örnekler.

Aşağıdaki köyden alınmış keçi sütü ve kırmızı meyvelerle kefir.

Masada ızgara Matsutake mantarı da vardı ama Cengiz Bey’in Çintar mantarı ile yaptığı mantar Şinitzel yaratıcılık için şef olmak gerekmediğinin kanıtıydı.

 

  

 

  

 

KENDİN YETİŞTİR

 

Yıllarca İstanbul’da ilaç sektöründe çalışan iki eski biyokimyacı, bütün bu doğa bilgisini nasıl edinmişler merak ediyorum. Ayşe Hanım “Çok kızıyorum öyle kurslara falan gidenlere. Gel, buralardaki bir amca anlatıyor; en iyisini, en güzelini! Hem de bedava. Üstelik dal, kök, tohum da veriyor.” diyor.

Bu arada kendisi de bana tür tür domates veriyor ki, çekirdeklerini ekeyim.

 

TURİZM UZUN MESAFE KOŞU

 

Ayşe Hanım ile Cengiz Bey’in mekanlarını görünce bir işin nasıl doğru yapıldığını görüyorsunuz.

Çok doğal, çok yerel ama üzerine çok düşünülmüş, iptidai olmayan, gelenleri saçma durumlarda bırakmayan bir mekan yaratılmış.

Dikencik Evleri cep telefonunun zar zor çektiği, gerekirse internetin olduğu, yeşillikler, çiçekler ve sakin kaçış alanlarıyla dolu, bol oksijenli bir yer. Yerli-yabancı bir gelenin yıllarca gittiği bir yer.

Bunun en büyük nedeni ise muhtemelen kalitedeki standart ve turizmin bir uzun mesafe koşu olduğunun farkında olan, belli bir felsefe ile iş yapan ev sahipleri.