Gelecek Turizmde Blog

10/12/2016

Transilvanya'dan Silistre'ye bir gün

NESLİHAN AKDAŞ

 

Masalsı Rumen köylerinden, Karpatlardan geçip, Transfagaraşan’a tırmanmadan Romanya hakkında söylenecek her söz eksik kalır.​

Yeşille mavi gökyüzünün arasında ardı ardına sıralanmış dağlar… O dağların eteklerindeki ovaya kurulmuş kütük evin bahçesinde çiçekler, o çiçeklerin etrafında dans eden arılar, ortaya kurulmuş bir masa ve o masanın etrafında kahvesini yudumlayan biz varız. Güneş yükseliyor, yükselirken de yakıyor. Aslında yazdan kalma bir gün yaşadığımız; sonbahardayız. Mevkiyi hemen yazalım; Romanya’da, Karpat Dağları’nın etekleri; namıdiğer Transilvanya’dayız.

 

EMEKLİLİĞİ BEKLEMEDEN DOĞAYA

Budapeşte’den (Macaristan) sabah motosikletle yola çıktık. Otoban kapalı olduğu için saatlerimizi alan bir yolculuğun ardından gecenin bir yarısı sığındık Braşov bölgesindeki bu pansiyona, Sambata de Sus’daki “Casa Muntelui-Sambata”ya. Sahipleri 40’larında, biri reklamcı, diğeri pazarlamacı Romanyalı bir çift. İşlerinden ayrılıp, şehirden kırsala göç edip, kızlarını Karpatların eteklerinde yetiştirmeye karar vermişler. Zaten pansiyonun bahçesinde otlayan midilli de 9 yaşındaki kızlarının. Bu yazıyı yazan gibi okuyan da pek çok kişinin hayalini gerçekleştiren şanslı azınlıktan onlar. Şehir hayatından doğaya emekliliği beklemeden göç edebilenlerden. Bu manzaranın, havanın tadını çıkarmak, ev sahiplerimizle uzun uzun muhabbet etmek istiyoruz. Ama zaman kısıtlı; tatilin son iki günü. İstanbul’a ulaşmak için önümüzde kilometreler var. Romanya’dan Bulgaristan’a, oradan da Kırklareli üzerinden Türkiye’ye geçeceğiz. Ve önümüzde aşmamız gereken, bunca yolu almamızın sebebi, her kilometresi tekrar tekrar geçilesi Transfagaraşan geçidi var.

 

  

 

MASAL DİYARI TRANSİLVANYA

Transfagaraşan’a doğru yola çıkmadan önce size bölgeyi anlatalım. Burası meşhur Kont Drakula’nın diyarı. Yani tarih kitaplarında Kazıklı Voyvoda (Vlad Tepeş) olarak tanıdığımız, 1400’lerin ortalarında yaşayan Eflak beyinin. Özellikle esir aldığı Osmanlı askerlerini kazıklara çakarak işkenceyle öldürmesiyle meşhur. Sonradan Bram Stoker'ın Drakula romanına ve vampir filmlerine konu oldu malumunuz. Karpatların pek çok köşesinde Kont Drakula’nın izleri var. Bunlardan biri Braşov eyaletindeki Bran Kalesi. Görülmeye değer. Civarda dolaşırken Rumen köylerinden geçiyorsunuz. Ahşap kiliseleri, birbirinden farklı renklerdeki köy evleri, tertemiz sokakları, sıcak insanları, şatoları, manastırlarıyla sanki ayrı bir boyuta geçmiş gibisiniz. Kendine has mimarisiyle çocukluğunuzda okuduğunuz masal kitaplarındaki gibi her şey. Köyden köye geçerken sayfalar bitmesin istiyorsunuz. O sırada Türkiye’den gelen telefondaki ses: “Aaa Romanya’da mısın? Gece hayatı çok güzelmiş!” deyince, “Aradığınız Romanya’ya ulaşılamadı.” diye şakalaşıp, telefonu hemen uçak moduna alıyoruz. Tekrar manzaraya bırakıyoruz kendimizi. Zaten kıvrıla kıvrıla Transfagaraşan’a tırmanmaya başlamışız.

 

  

 

Kuzeyden, Braşov tarafından çıkıyoruz Karpatlardaki bu geçide. Dağın öbür tarafı Argeş eyaleti. O yönden de tırmanabilirsiniz. Dağın havasını içimize derin derin çekmek için kısa bir mola veriyoruz teleferiğin altında ve kelebekler. Yeşillerin içinde rengarenk kelebeklerin peşinde koşarken buluyoruz kendimizi. Tam “yakaladık” deyip fotoğraflarını çekeceğiz ancak onlar poz vermemek için direniyor, nazlanarak uzaklaşıyorlar. Bu kovalamacanın sonu yok.

 

 

DÜNYANIN EN İYİ ROTASI: TRANSFAGARAŞAN

Tekrar yola çıkıyoruz. Yükseğe çıktıkça oksijen azalıyor, biraz da manzaranın etkisiyle sersemleşiyoruz. Ve işte Transfagaraşan’ın en kıvrak yerindeyiz. Sürücülerin rüya rotasında virajları alıyoruz bir sağa bir sola, derin S’ler çizerek. Tek kelimeyle müthiş. En tepede durup aşağıya bakınca Romanya’nın diktatör Cumhurbaşkanı Çavuşesku’yu anmamak mümkün mü? Stratejik olarak 1970’lerin başında yaptırdığı yolun üzerindeki bir kilometrelik tünelde resmi kaynaklara göre 40, resmi olmayanlara göre ise 40’dan fazla kişi hayatını kaybetmiş. Bir rivayete göre oğluyla arabalarını yarıştırmak için yaptırmış bu yolu. Onlar arabalarını yarıştırdı mı? Kesin bilgiye şimdilik ulaşamadık. Ancak net bildiğimiz her yıl haziran-kasım ayları arasında binlerce macera tutkunu bu yolu almak için buraya geliyor. Diğer aylarda hava koşulları pek de uygun olmuyor 90 km’lik bu mesafeyi geçerken. BBC yapımı Top Gear program ekibi bu yolu “Dünyanın En İyi Rotası” seçti. Galiba haklılar. En tepeye çıkıp yine kıvrıla kıvrıla Argeş bölgesine iniyoruz. Ancak şansımıza bisiklet yarışları yüzünden yolun bu kısmı kapalı. Polis, Vidraru Baraj Gölü’ne yönlendiriyor bizi. Mecburi istikamet tam bir off road rotası çıkıyor. Hatta o rotada “Karşınıza ayı çıkabilir.” tabelaları da mevcut. 17 km sürüyor bu bir kısmı taşlı, bir kısmı çamurlu yol. Ancak gölün manzarası, ağaçların suya yansıması, dökülen yapraklarla sonbahara selam çakıyoruz. Gölün ana yola yakın yerlerinde konaklama, pansiyon ve kamp alanları mevcut. Zaten sonrasında yürüyüş yapanlara rastlıyoruz. Yolun daha da bozulduğu son tüneli de geçince artık zorunlu istikametten çıkıyoruz. 166 metre yüksekliğinde, 307 metre uzunluğunda baraj duvarının üzerindeyiz. Aylar sonra “güneşi görmüş” gibi keyifliyiz.

 

 

TABLO TADINDA RUMEN KÖYLERİ

Dağın öbür tarafına geçtik; artık Argeş eyaletindeyiz. Yine yolun kenarındaki küçük şelaleler, ırmaklar eşliğinde ilerliyoruz. Sağ tarafımızda tepelerde Drakula’nın bir diğer şatosu Poenari Kalesi var. Dağın eteklerinde yine tablo tadında Rumen köyleri sıralanıyor. Güz mevsimi, köylüler hasatlarını kaldırıyor. Yolun üzerinde mahsullerini satanlar da var. Ve sık sık karşılaştığınız pek çoğu atların çektiği arabalar. Çocuklar geçen arabalara el sallıyor. Akşam yaklaşıyor. Önce Bükreş, oradan da Silistre’ye (Bulgaristan) geçeceğiz.

Romanya’dan ayrılırken aklıma yine arkadaşın telefonu geliyor. Evet, özellikle başkent Bükreş gece kulüpleri, çılgın eğlencesiyle meşhur. Ancak Romanya’yı yalnızca böyle tanımlamak büyük haksızlık olur. Transilvanya’yı, Karpatları görmeyen “Ben Romanya’ya gittim” derse eksik kalır. 

Karanlık çoktan çökmüş, Bir salı andıran araçlı feribottayız. Tepemizde dolunay, Tuna Nehri’nin üzerinden resmen salınarak Silistre’ye geçiyoruz. Koca bir güne o kadar çok şey sığdı ki. Bu gözler aynı rotayı bir kez daha görmek ister. Haziranda doğa yeniden uyanmışken Romanya’ya dönmek için Tuna’nın üstünde söz verip iniyoruz Bulgaristan topraklarına. Yolculuğun devamı ise başka bir “yol” yazısında.